BİR YANSIMA YOLCULUĞU
Burası neresi? Neredeyiz? Az önce ne olmuş? Tüm bunlar bir şeye mi dönüşüyor yoksa önceden sahip oldukları şekli bozarak bir şeyden mi kopuyor? Ya da biz neye tanıklık ediyoruz: bir varoluş anına mı? Gerçeği her boyutuyla eğip büken bir rüya fragmanına mı? İnsan beyninin labirentlerinde birikmiş tortuların aynı anda yüzeye püskürmesine mi? Nedir tüm bunlar?.. Bilmiyoruz…<br><br>
Belki de hiç kimsenin cevap bulamayacağı; bulunsa bile her cevabı hem geçerli hem de geçersiz kılacak, kendini durmadan yenileyen bir sır.
BİZ NEYE BAKIYORUZ?
Resim, birçok şeyin yanında, öncelikle bir mekan sanatıdır; gözün işlevini, diğer duyuların önüne çeker. Buna karşın düz tuval yüzeyinde yaratılan mekanın boyutlarını algılamak, gözün görme gücüne, başka yeteneklerin de eklenmesini zorunlu kılar. Resmi, bir krokiden, haritadan ya da basit bir eskizden kurtaracak olan da bu ikincil yeteneklerdir. Bu sayede, tuval içine yerleştirilmiş nesne ve biçimlerin düz olan doğal yapıları, görülmese de, sezilen boyutlar kazanır.
Sessizliğin İçindeki Anlam
Raşit Altun’un SIR serisindeki resimler, yalnızca göze değil, zihne ve yüreğe de seslenen etkili bir sessizlik taşıyor. Bu sergi, bir anlatıdan çok, içeriye doğru açılan bir alan gibi. Dış dünyanın gürültüsünü susturup, bakışın kendisine, özüne kulak verdiren bir eşik sanki…<br><br>
Sanatçının önceki serileri Mahşer ve Araf, varoluşsal yoğunluk taşıyan anlatılar barındırıyordu. SIR ise, o çağrışımların ardından gelen bir içe dönüş; bir sezgi ve yansıma arayışı. Görmeyi değil, hissetmeyi çağırıyor. İzleyiciyi yüzeye değil, yüzeyin ardındaki kırılmaya; yansımanın taşıdığı sırra yöneltiyor.